
Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığının iradesi dışında şekillendirdiği müftülük sürecini tamamladığını düşünüyor! Çıkardığı yasalar, oluşturduğu komisyonlar, gerçekleştirdiği atamalar ve düzenlediği yemin törenleriyle bu dosyayı artık kapattığı mesajını veriyor…
Peki, Atina’nın kapattığını düşündüğü bu dosya, Batı Trakya Türk Azınlığı açısından da kapanmış mıdır?
Kesinlikle hayır!
Çünkü müftülük meselesinin özü, o makama kimin getirildiğinden çok, o kişinin hangi iradeyle belirlendiğidir.
Atina yönetimi, 2022 yılında çıkardığı yasayla müftülüklerin işleyişini yeniden düzenlediğini, atama sürecinde şeffaflığı sağladığını ve kendi ifadesiyle “Müslüman Azınlığın” dinî geleneklerine saygı gösterdiğini savunuyor.
Ancak devletin kendi belirlediği kurallar çerçevesinde oluşturduğu komisyonların müftü belirlemesi, Azınlığın kendi dinî liderlerini seçmesiyle aynı şey değildir.
Devletin bir müftüyü ataması ona resmî yetki kazandırabilir. Ama Azınlığın gönlünde ve vicdanında meşruiyet kazandırmaya yeter mi?
İşte Atina’nın cevaplaması gereken soru budur!
Bir milletvekilinin katılımı, binlerce seçmenin onayı mıdır?
Gümülcine ve İskeçe’ye atanan müftülerin yemin törenine ilişkin resmî makamlarca yayımlanan fotoğraflarda yaklaşık 25-30 kişinin yer aldığı görülüyor.

Bu kişiler arasında, Batı Trakya Türk Azınlığının oylarıyla parlamentoya seçilen Rodop Milletvekili İlhan Ahmet de bulunuyor.

Elbette bir milletvekilinin resmî törene katılması kendi siyasi tercihidir. Ancak bu katılımın, kendisine oy veren binlerce Azınlık mensubunun devletin müftü atama yöntemini benimsediği şeklinde yorumlanması mümkün değildir.
Buradan Atina yönetimine sormak istiyorum:
İlhan Ahmet’e oy veren binlerce Batı Trakya Türk Azınlığı mensubunun kaçı, sizin müftü atama sisteminizi kabul ediyor?
Kaçı kendi müftüsünü seçme hakkından vazgeçmiş durumda?
Kaçı, Azınlığın yıllardır savunduğu seçilmiş müftülük anlayışının yerine devletin belirlediği sistemi tercih ediyor?
Bu soruların cevaplarını ortaya koyan güvenilir bir kamuoyu araştırması var mı?
Benim yaklaşık 25 yıllık gazetecilik tecrübeme ve Azınlık toplumuna ilişkin gözlemlerime dayanarak vardığım kanaat, devletin müftü atama yönteminin toplumun geniş kesimlerinde kabul görmediğidir.
Bu elbette bilimsel bir araştırmanın sonucu değil, kişisel değerlendirmemdir.
Ancak Atina yönetiminin de, kendi uygulamasının toplumsal kabul gördüğünü gösterebilmesi gerekir.

Birkaç kişinin katıldığı bir tören, on binlerce insanın iradesinin yerini tutamaz!
Atina, Azınlığın kendi müftüsünü seçmesinden neden çekiniyor?
Yıllardır üzerinde düşündüğüm ve cevap aradığım asıl soru budur!
Batı Trakya Türk Azınlığı, müftülük meselesindeki taleplerini tarihî haklarına, Lozan Antlaşması’nın azınlıkların dinî özgürlüklerine ilişkin hükümlerine ve kendi dinî temsilcilerini belirleme iradesine dayandırıyor.
Bu hakların günümüzde nasıl uygulanacağı konusunda hukukî görüş ayrılıkları bulunabilir. Ancak bu farklılıklar, Azınlığın taleplerinin görmezden gelinmesini haklı çıkarmaz.
Benim mesleki gözlemlerimden çıkardığım kanaat şu:
Atina’nın, Azınlığın kendi müftüsünü seçmesine yönelik mesafeli yaklaşımının arkasında, Türk kimliğinin ve Türkiye ile tarihî-kültürel bağların güçlenmesine ilişkin siyasi kaygılar var!
Bunun, devletin resmen açıklanmış bir amacı olduğunu iddia etmiyorum. Bu, sadece benim düşüncem… Fakat yıllardır devam eden uygulamalar da, kafamdaki bu düşünceyi güçlendiriyor…
Peki, Batı Trakya Türk Azınlığının kendi müftüsünü seçmesi neden bir tehdit olarak görülsün?
Azınlığın Türk kimliğini koruması neden bir güvenlik meselesine dönüştürülsün?
Türk olmak, Yunanistan’a karşı olmak mıdır?
Elbette DEĞİLDİR!
Türk kimliği ile Yunan vatandaşlığı birbirinin alternatifi değildir!
Batı Trakya Türk Azınlığının çok büyük bir bölümü kendisini TÜRK olarak tanımlıyor. Türkçe konuşuyor, Türk kültürünü ve geleneklerini yaşatıyor.
Aynı insanlar Yunanistan vatandaşıdır. Bu ülkenin toprağında doğmuş, bu ülkede yaşamış ve geleceğini burada kurmaya çalışan insanlardır.
Ülkelerinin ekonomik ve toplumsal hayatına katkıda bulunuyor, vatandaşlık görevlerini yerine getiriyorlar.
Bir insanın TÜRK kimliğine sahip olması, Yunanistan’a bağlı bir vatandaş olmasına engel değildir.
Atina’nın artık bu gerçeği kabul etmesi gerekiyor…
Azınlığın Türk kimliğini ifade etmesine yönelik kısıtlayıcı yaklaşımlar, dinî kurumları üzerindeki devlet denetimi ve eğitim alanında yaşanan sorunlar, toplumda yıllardır bir güvensizlik duygusu yaratıyor.
Bazen insan, devletin kendi vatandaşlarının bir bölümüne neden bu kadar mesafeli yaklaştığını sorgulamadan edemiyor.
Acaba Azınlık, hâlâ güvenilmesi gereken eşit vatandaşlar yerine, sürekli denetlenmesi gereken bir topluluk olarak mı değerlendiriliyor?
Böyle bir yaklaşımın demokratik bir Avrupa ülkesinde yeri olmamalıdır.
Batı Trakya Türk Azınlığı, bu ülkenin içinde bir tehdit değil, bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır!
Kimlikler yasayla değiştirilemez!
Atina yönetimi istediği kadar yasa çıkarabilir, kurumların idari yapısını değiştirebilir, resmî görevlendirmeler yapabilir.
Ancak bütün bunlar bir toplumun tarihî kimliğini, dilini, dinini ve kültürünü değiştirmeye yetmez.
Bir toplumun yüzlerce yıldır yaşattığı değerler, birkaç idari kararla ortadan kaldırılamaz.
Üstelik mesele yalnızca müftülük de değildir.
Azınlık okullarının geleceği, Türkçenin yeni nesillere aktarılması, kültürel kurumların yaşatılması, ekonomik sorunlar ve gençlerin Batı Trakya’dan göç etmesi de aynı toplumun geleceğini ilgilendiriyor.
Ben her zaman şunu savundum:
Bir toplumu ayakta tutan iki temel direk vardır: EĞİTİM ve EKONOMİ.
Bugün Batı Trakya Türk Azınlığı, bu iki alanda da ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.
Bunlara bir de dinî temsil ve kimlik meseleleri eklendiğinde, Azınlığın geleceğine ilişkin kaygıların neden büyüdüğünü anlamak zor değildir.
Devletin görevi, Azınlığın kimliğini dönüştürmeye çalışmak değil, o kimliği özgürce yaşatabileceği şartları sağlamaktır.
Atina için dosya kapanmış olabilir, ama Azınlık için kapanmadı!
Sonuç olarak Atina yönetimi müftü atamalarını tamamladı.
Yemin törenleri yapıldı. Resmî açıklamalar yayımlandı. Devletin belirlediği müftüler görevlerine başladı.
Peki, Azınlığın yıllardır dile getirdiği temel talep karşılandı mı?
HAYIR!
Çünkü Azınlığın istediği, devletin kendisi adına bir müftü belirlemesi değil, kendi dinî liderini belirleme iradesine saygı gösterilmesidir.

Atina’nın çıkardığı yasaların yürürlükte olması, bu yasaların Azınlığın beklentileriyle örtüştüğü anlamına gelmez.
Kalıcı çözüm, tek taraflı kararlarla değil, Azınlığın gerçek temsilcileriyle kurulacak samimi diyalogla mümkündür.
Atina’ya son bir soru: Madem müftülük meselesini çözdüğünüzü düşünüyorsunuz, neden Azınlığın kendi iradesini ortaya koyabileceği bir çözümden uzak duruyorsunuz?
Unutulmamalıdır ki devletin gücü, vatandaşlarına rağmen karar almasında değil, onların güvenini kazanmasındadır.
Atina müftüleri atamış olabilir. Ama Azınlığın iradesini atayamaz!

