Çarşamba 28 Ekim 202615°CGümülcine

  • Ana Sayfa
  • Anasayfa
  • “Dimetoka’ya Atanan Müftü Azınlığın İradesini Yansıtmıyor”
Image

“Dimetoka’ya Atanan Müftü Azınlığın İradesini Yansıtmıyor”

Danışma Kurulu’ndan Müftü Atamasına Sert Tepki

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu: “Bu bir idari karar değil, demokrasi ve temsil meselesidir”

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, 26 Ocak Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, Dimetoka Müftülüğüne yapılan son Müftü Atamasına sert tepki gösterdi. Danışma Kurulu, söz konusu atamanın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın açık iradesini yok saydığını vurgulayarak, uygulamayı hukuksuz ve antidemokratik olarak nitelendirdi.

Basın açıklamasında, müftülük makamının Batı Trakya Türkleri için yalnızca dini değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir kurum olduğu hatırlatılarak, bu nedenle toplumun kendi iradesiyle şekillenmiş bir yapı olması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, azınlığın iradesi dışında yapılan her müdahalenin yeni sorunlara yol açtığı ifade edildi.

“Devlet, azınlığın iradesini yok saydı”

Danışma Kurulu, 1990 yılına kadar azınlığın kabul ettiği bir uygulamanın yürürlükte olduğunu, ancak bu tarihten sonra devletin bu uygulamayı kaldırarak kendi belirlediği müftüleri tayin etmeye başladığını belirtti. Buna karşılık Batı Trakya Türk Azınlığı’nın, İskeçe ve Gümülcine’de Seçilmiş Müftü yöntemini benimsediği ve seçilmiş müftülere teveccüh gösterdiği vurgulandı.

Açıklamada, müftü meselesinin basit bir idari tasarruf olmadığı, bunun bir toplumun kendi dini temsilcisini belirleme hakkı olduğu kaydedildi. Bu hakkın Azınlığa uluslararası anlaşmalarla tanındığı, ancak bu anlaşmaların gereği gibi uygulanmadığı ve aksine sistemli biçimde aşındırıldığı ifade edildi.

“Dimetoka’daki atama gerilimi derinleştiriyor”

Dimetoka Müftülüğü ile ilgili sürece de değinilen açıklamada, Müftü Tayinini de içeren ilgili yasanın Azınlığa danışılmadan ve kapsamlı bir istişare yapılmadan kabul edildiği belirtildi. Usulüne uygun seçim yerine, azınlığın açıkça karşı çıktığı tayin yönteminin tercih edilmesinin, katılımcı demokrasiyle bağdaşmadığı vurgulandı.

Danışma Kurulu, yıllardır müftülük sorununun çözümsüz bırakıldığını, diyalog ve çözüm için sunulan önerilerin karşılık bulmadığını belirterek, Dimetoka’da yapılan son atamanın çözüm iradesi değil, mevcut gerilimi sürdürme tercihi olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Sorunun çözüldüğü iddiası koca bir yalandır” denildi.

“Din özgürlüğü ve temsil hakkı zedelendi”

Uluslararası hukuk ve demokrasi açısından yapılan değerlendirmede ise:

  • Din ve vicdan özgürlüğünün zarar gördüğü,
  • Azınlığın temsil hakkının bir kez daha zedelendiği,
  • Katılımcı demokrasinin darbe aldığı,
  • Avrupa normları ve çoğulculuğun göz ardı edildiği
    vurgulandı.

İlhan Ahmet’in katılımına tepki!

Basın toplantısında ayrıca, Dimetoka Müftülüğüne yapılan atamanın ardından düzenlenen yemin törenine Rodop Milletvekili İlhan Ahmet’in katılması da eleştirildi. Bu katılımın, toplum nezdinde rahatsızlık ve hayal kırıklığı yarattığı belirtilerek, Azınlık tarafından kabul edilmeyen bir müftünün yemin törenine katılmanın, hukuksuz uygulamaya dolaylı meşruiyet kazandırdığı ifade edildi.

Danışma Kurulu, Batı Trakya Türklerinin hak ve taleplerini temsil ettiğini söyleyen bir milletvekilinin, toplumun ortak duruşu ve hassasiyetleriyle örtüşmeyen bu tür adımlardan kaçınması gerektiğini vurguladı.

“Beklentimiz dayatma değil, diyalog”

Açıklamanın sonunda devlete çağrıda bulunan Danışma Kurulu, Dimetoka Müftülüğüne yapılan bu atamanın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın iradesini yansıtmadığını bir kez daha yineledi. Meselenin yalnızca dini değil, demokrasi ve hukuk meselesi olduğu vurgulandı.

Danışma Kurulu, “Beklentimiz çatışma değil diyalog, dayatma değil istişaredir” diyerek, Batı Trakya Türklerinin kendi dini liderini seçebilecek olgunluğa ve iradeye sahip olduğunu belirtti. Sorunların dayatmalarla değil, konuşarak ve diyalogla çözülmesi çağrısında bulunuldu. Danışma Kurulu, Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik tüm antidemokratik uygulamaları kınadığını açıklarken, verdikleri mücadelenin devlete karşı değil, hukuk ve demokrasi adına devlete yapılan bir çağrı olduğunun altını çizdi.