Cuma 23 Ekim 202622°CGümülcine

Image

“Bu nasıl bir çifte standart, nasıl bir ikiyüzlülüktür?”

Hükümetin, Gümülcine ve İskeçe Müftülüklerine yaptığı yeni atamalara Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu’ndan (ABTTF) sert tepki geldi! ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kendi dini liderlerini belirleme hakkının yıllardır gasp edildiğini belirterek, “Diğer dinlere tanınan hakkın bizden esirgenmesi açık bir ayrımcılıktır” dedi. Habipoğlu, ND Hükümetine atama uygulamasına son verme ve azınlığın seçilmiş müftülerini resmen tanıma çağrısında bulundu.

Yeni Demokrasi (ND) Hükümeti’nin Batı Trakya Türk Azınlığı’nın itirazlarına rağmen Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yeni atamalar yapması, azınlık kurumlarının tepkisini çekmeye devam ediyor.

Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF), yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu atamaların Batı Trakya Türk Azınlığı’nın iradesini bir kez daha yok saydığını ve uluslararası antlaşmalarla güvence altına alındığını savunduğu dinî özerkliğini ihlal ettiğini belirtti.

ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu açıklamasında özellikle Yunanistan’da farklı dinî topluluklara tanınan haklarla Batı Trakya Türk Azınlığı’na uygulanan müftü atama sistemi arasındaki farklılığa dikkat çekti.

Habipoğlu, Yunanistan’da Ortodoks Hristiyanların, Katoliklerin, Protestanların ve Yahudilerin kendi dinî liderlerini belirleyebildiklerini, buna karşılık Batı Trakya Türk Azınlığı’nın müftülerinin devlet tarafından atandığını vurguladı.

Bu uygulamayı açık bir ayrımcılık olarak nitelendiren Habipoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemiz Yunanistan, Ocak ayında Dimetoka’ya yaptığı atamanın ardından şimdi de Gümülcine ve İskeçe’ye müftü atayarak irademizi bir kez daha hiçe saydı. Ülkemizde Ortodoks Hristiyanlar, Katolikler, Protestanlar ve Yahudiler kendi dinî liderlerini belirleme hakkına sahipken yalnızca Batı Trakya Türk Azınlığı’nın müftüleri devlet tarafından atanıyor.”

Habipoğlu, devletin 1991 yılından bu yana azınlığın müftülerini seçme hakkını elinden aldığını belirterek, 2022 yılında kabul edilen yasal düzenlemeyle müftülüklerin devlet dairelerine dönüştürüldüğünü ifade etti.

ABTTF Başkanı, tepkisini şu sözlerle sürdürdü: “Bu nasıl bir çifte standart, nasıl bir ikiyüzlülüktür? Diğer dinlere tanınan hakkın bizden esirgenmesi açık bir ayrımcılıktır…”.

Habipoğlu, müftülük meselesinin yalnızca dinî liderlerin kim tarafından belirleneceğiyle sınırlı olmadığını, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın antlaşmalardan kaynaklanan haklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.

1913 Atina Antlaşması ile 1923 Lozan Barış Antlaşması’na işaret eden Habipoğlu, azınlığın dinî özerkliğinin hukuki güvencelere sahip olduğunu hatırlattı.

“Üstelik bizim dinî özerkliğimiz antlaşmalarla güvence altına alınmış durumda! Dinî özerkliğimizin ihlal edilmesini kabul etmiyoruz…”.

ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu, açıklamasının sonunda ND Hükümeti’ne çağrıda bulunarak, müftü atama uygulamasından vazgeçilmesini ve Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dinî özerkliğinin iade edilmesini istedi.

Habipoğlu, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ile İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa’nın Yunanistan makamları tarafından resmen tanınması gerektiğini vurguladı.

“Ülkemiz Yunanistan’ı bu ayrımcı uygulamaya son vermeye, dinî özerkliğimizi iade etmeye ve seçilmiş müftülerimiz İbrahim Şerif ile Mustafa Trampa’yı resmen tanımaya çağırıyoruz.”

ABTTF’nin açıklamasında, 21 Ekim 2026 tarihli Yunanistan Resmî Gazetesi’nde yayımlanan kararnamelerle Bilal Kara Halil’in Gümülcine’ye, Şükrü Şerif Damatoğlu’nun ise İskeçe’ye beş yıllığına tayin edildiği hatırlatıldı.

Daha önce, 9 Ocak 2026 tarihinde Dimetoka Müftülüğüne de Emin Şerif atanmıştı.

Böylece 2022 yılında kabul edilen 4964 sayılı yasa çerçevesinde Dimetoka, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerinin tamamına devlet tarafından yeni atamalar yapılmış oldu.

Batı Trakya Türk Azınlığı ise müftülerin devlet tarafından atanmasına karşı çıkarak dinî liderlerini kendisinin seçmesi gerektiği yönündeki talebini sürdürüyor.

ABTTF’nin son açıklaması da müftülük sorununun yalnızca yeni atamalarla sınırlı olmadığını, azınlığın dinî özerkliği, kendi kurumları üzerindeki söz hakkı ve seçilmiş temsilcilerinin tanınması etrafında devam eden temel bir hak mücadelesi olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.