Cuma 30 Ekim 202615°CGümülcine

  • Ana Sayfa
  • Anasayfa
  • Trampa ve Şerif’ten Atina’ya uyarı: “Lozan’a aykırı uygulamalar sürüyor”
Image

Trampa ve Şerif’ten Atina’ya uyarı: “Lozan’a aykırı uygulamalar sürüyor”

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe S. Müftüsü Mustafa Trampa ile Gümülcine S. Müftüsü İbrahim Şerif, Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanlığı tarafından yayımlanan 2024 yılına ait “Yunanistan’da dini nitelik taşıyan mekânlara yönelik olaylar” başlıklı rapora tepki gösterdi.

Türkçe, Yunanca ve İngilizce yayımlanan ortak açıklamada, raporun devlet politikalarını büyük ölçüde olumlu ve uluslararası hukukla uyumlu göstermesine karşın, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın uzun yıllardır dile getirdiği hukukî ve fiili sorunların yeterince ele alınmadığı ifade edildi.

“Azınlık yalnızca dini kimlikle tanımlanıyor”

Açıklamada, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Lozan Barış Antlaşması’na dayanarak yalnızca “dinî azınlık” olarak tanımlanmasının eleştirildiği belirtilerek, bu yaklaşımın çağdaş insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığı kaydedildi.

Seçilmiş Müftüler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının, azınlık kimliğinin yalnızca din üzerinden değil; dil, kültür, kolektif kimlik ve bireyin kendini tanımlama hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koyduğunu vurguladı.

“Müftülükler devlet denetimine bağlı”

Müftüler, Batı Trakya’daki müftülüklerin yürütme organına bağlı kamu kurumları olarak yapılandırılmasının ve müftülerin belirlenmesinde nihai kararın devlette olmasının, din özgürlüğü ve topluluk temelli özerklik açısından ihlal niteliği taşıdığını belirtti.

Raporda atıf yapılan danışma mekanizmalarının bağlayıcılığının sınırlı olduğu ifade edilirken, dinî toplulukların kendi liderlerini serbestçe seçme hakkının fiilen kısıtlandığı kaydedildi.

“4964/2022 sayılı yasa uluslararası antlaşmalarla çelişiyor”

Açıklamada ayrıca, 4964/2022 sayılı yasa ile müftülerin yetki ve statülerinin tanımlandığına yönelik değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığı vurgulandı. Bu düzenlemenin, 1881 İstanbul Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması, 1920 Azınlıkların Korunması Antlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması hükümleriyle çeliştiği belirtildi.

Alevi-Bektaşi topluluğu ve “kimlik ayrıştırması” vurgusu

Raporda Batı Trakya’daki Alevi-Bektaşi topluluğuna ilişkin düzenlemelerin “tarihsel dönüm noktası” olarak sunulmasının ise “aşırı iyimser ve gerçek dışı” olduğu ifade edildi. Açıklamada, azınlık içinde kimlik ayrıştırma politikalarının azınlığın bütüncül kimliğine yönelik bir müdahale olduğun altı çizildi.

Rodos ve İstanköy örneği: “Restorasyon var ama eğitim yok”

Açıklamada, Rodos ve İstanköy’de ibadet mekânlarına ilişkin bazı restorasyon çalışmalarının olumlu bir adım olabileceği belirtilirken, Ada Türklerinin 1972’den bu yana Türkçe eğitim hakkından fiilen mahrum bırakıldığı ve vakıf yönetimlerinde yürütmenin belirleyici rolünün sürdüğü ifade edildi.

“Hak temelli yaklaşım güçlendirilmeli”

Seçilmiş Müftüler açıklamalarında, raporun Batı Trakya Türk Azınlığı’na ilişkin değerlendirmelerinin, azınlık mensuplarının deneyimlerini daha doğrudan yansıtacak şekilde hak temelli bir perspektifle yeniden ele alınmasının gerekli olduğunu kaydetti.

Müftüler, azınlık temsilcileriyle yapıcı diyalog ve ortak çalışma zeminlerinin geliştirilmesinin kalıcı çözümlere katkı sağlayacağını vurguladı.