Salı 20 Ekim 202617°CGümülcine

  • Ana Sayfa
  • Anasayfa
  • Batı Trakya Türklerinin Kimlik Mücadelesi Tekirdağ’da Yankılandı
Image

Batı Trakya Türklerinin Kimlik Mücadelesi Tekirdağ’da Yankılandı

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Tekirdağ’da düzenlenen III. Uluslararası Balkan Sempozyumu’nda Batı Trakya Türklerinin tarihî mirasını, manevi değerlerini ve kimliklerini koruma mücadelesini anlattı. Trampa, Balkanlar’daki Osmanlı eserlerinin yalnızca taş ve mimariden ibaret olmadığını vurgularken, Şerif ise Batı Trakya Türklerinin geçmişten günümüze uzanan kimlik mücadelesine dikkat çekti…

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen III. Uluslararası Balkan Sempozyumu’nda Batı Trakya Türklerinin tarihî ve kültürel mirası da gündeme taşındı.

14-17 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen ve açılışı 15 Ekim’de yapılan sempozyuma katılan İskeçe Müftüsü ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı Mustafa Trampa ile Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, yaptıkları konuşmalarda Balkanlar’daki Türk-İslam mirasının korunması ve Batı Trakya Türklerinin kimliklerini yaşatma mücadelesinin önemine vurgu yaptı.

“Osmanlı Döneminde Balkanlarda Bilim ve Sanat” temasıyla gerçekleştirilen sempozyum, Namık Kemal Üniversitesi, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve Balkan Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlendi.

Türkiye ve Balkan ülkelerinden 50 bilim insanının katıldığı uluslararası buluşmada, Balkanlar’ın tarihî, kültürel, ilmî ve manevi mirası farklı yönleriyle ele alındı.

Sempozyumda konuşan İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, Balkanlar’da Osmanlı döneminden günümüze ulaşan tarihî eserlerin yalnızca mimari yapılar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Camilerin, köprülerin, saat kulelerinin ve mezar taşlarının geçmişte yaşayan insanların inançlarını, fedakârlıklarını ve kimliklerini yansıttığını ifade eden Trampa, bu eserleri meydana getiren manevi anlayışın da gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurguladı.

Trampa, konuşmasında şu mesajı verdi: “Balkanlarda bilim ve sanatı konuşurken ecdat mirasının ardındaki metafizik gayeyi ve manevi ruhu kavramak mecburiyetindeyiz.”

Tarihî yapıların yalnızca taşlardan oluşmadığını, her birinin ardında büyük bir emek, inanç ve fedakârlık bulunduğunu belirten Trampa, İskeçe’deki Fıçıllı Camisi’ni örnek gösterdi.

Caminin yapımında kullanılan taşların çevre köylerden büyük fedakârlıklarla temin edildiğini anlatan Trampa, her bir taşın bir Reşat altını karşılığında satın alındığını aktardı.

Bu örnek üzerinden geçmişte insanların ibadethanelerine ve manevi değerlerine verdikleri öneme dikkat çeken Trampa, tarihî eserlerin gerçek anlamda korunabilmesi için onların hangi şartlarda ve hangi duygularla inşa edildiğinin de bilinmesi gerektiğini ifade etti.

Konuşmasında Balkan şehirlerinin zaman içerisinde geçirdiği değişime de değinen Mustafa Trampa, Selanik’in geçmişte minareleriyle tanınan bir şehir olduğunu hatırlattı.

Bugün ise bu tarihî görünümden geriye çok sınırlı izler kaldığını belirten Trampa, mimari eserlerin ortadan kalkmasının şehirlerin tarihî ve manevi kimliğini de etkilediğine dikkat çekti.

Trampa’nın açıklamalarında, Balkanlar’daki Türk-İslam mirasının korunmasının yalnızca tarihî yapıların onarılmasıyla sınırlı olmadığı, bu eserlerin temsil ettiği kültürel ve manevi değerlerin de yaşatılması gerektiği mesajı öne çıktı.

Sempozyumda söz alan Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif ise Batı Trakya Türklerinin geçmişten günümüze uzanan kimlik mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) tarafından düzenlenen 3. Uluslararası Balkan Sempozyumu başladı. Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyumda konuşma yaptı. ( Mesut Karaduman – Anadolu Ajansı )

Şerif, konuşmasında özellikle Batı Trakya Türklerinin Türkiye’de dahi yeterince tanınmadığı dönemlere ilişkin dikkat çekici bir hatırasını paylaştı.

Prof. Dr. Halit Eren ile öğrencilik yıllarına uzanan dostluğundan söz eden Şerif, 1974 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne kayıt yaptırdıklarını ve iki yıl aynı odayı paylaştıklarını anlattı.

O yıllarda Batı Trakya’nın Türkiye’de yeterince bilinmediğini belirten Şerif, kendisini Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinden gelen bir öğrenci olarak tanıttığında bir arkadaşının kendisine Hristiyan olup olmadığını sorduğunu aktardı.

Şerif’in paylaştığı bu anı, Batı Trakya Türklerinin kimliği ve bölgenin toplumsal yapısı konusunda geçmişte yaşanan bilgi eksikliğini ortaya koyması bakımından dikkat çekti.

Bugün üniversitelerin ve akademisyenlerin çalışmaları sayesinde Balkanlar’ın ve Batı Trakya’nın daha iyi tanınmasından memnuniyet duyduğunu belirten Şerif, Türk-İslam kimliğinin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının önemine vurgu yaptı.

Gümülcine Müftüsü’nün açıklamalarında, Batı Trakya Türklerinin tarihî hafızasının canlı tutulması ve geçmişte yaşananların unutulmaması gerektiği mesajı öne çıktı.

Sempozyumun açılışında konuşan Namık Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mümin Şahin, Balkanlar’ın Türkiye açısından taşıdığı tarihî ve kültürel öneme dikkat çekti.

Geçmişin doğru anlaşılmasının geleceğin sağlam temeller üzerinde kurulmasına katkı sağlayacağını belirten Şahin, üniversitenin Balkan ülkeleriyle akademik iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini ifade etti.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkan Yardımcısı Ahmet Alemdar ise Balkanlar’ın yalnızca coğrafi sınırlarla değerlendirilemeyeceğini belirterek bölgenin şehirlerinde, tarihî yapılarında, kütüphanelerinde ve insanların hafızasında ortak bir medeniyet mirasının yaşadığını vurguladı.

Alemdar, bu mirasın doğru anlaşılabilmesi için tarihî eserlerin yanı sıra onları meydana getiren bilim ve sanat insanlarının da tanınması gerektiğini dile getirdi.

Uluslararası sempozyumda Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman toplumunun geçmişte yaşadığı sorunlar da ele alındı.

Bulgaristan Müslümanları Başmüftüsü Dr. Ahmet Hasanov, geçmişte Bulgaristan’da Türk kimliğinin ifade edilmesi ve Türkçe konuşulması önündeki yasaklara ilişkin kişisel tecrübelerini paylaştı.

Kırcaali Bölge Müftüsü Basri Eminefendi ise bölgedeki dinî kurumların, vakıf mallarının ve eğitim faaliyetlerinin korunmasına yönelik çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Sempozyum boyunca Osmanlı döneminde Balkanlar’da gelişen bilim ve sanat faaliyetlerinin yanı sıra camiler, medreseler, mektepler, kütüphaneler, vakıflar, mimari eserler, edebiyat ve musiki gelenekleri de değerlendirildi.

Programa Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Süleymanpaşa Kaymakamı Mahmut Nedim Tunçer, akademisyenler, kamu kurumlarının temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ile Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’in sempozyuma katılımı, Batı Trakya Türklerinin tarihî ve kültürel birikiminin uluslararası akademik çevrelerle paylaşılması açısından önem taşıdı.

Trampa’nın Balkanlar’daki tarihî eserlerin manevi boyutuna ilişkin değerlendirmeleri ile Şerif’in Batı Trakya Türklerinin kimlik mücadelesini geçmişten örneklerle anlatması, aynı coğrafyanın iki önemli gerçeğini bir kez daha gündeme getirdi.

Bir yanda yüzyılların izlerini taşıyan Türk-İslam eserlerinin korunması, diğer yanda bu mirası meydana getiren toplumun dilini, dinini, kültürünü ve kimliğini yaşatma mücadelesi…

Tekirdağ’daki uluslararası buluşma, Balkanlar’ın ortak tarihinin yalnızca geçmişte kalan eserlerden ibaret olmadığını, bugün bu coğrafyada yaşayan toplumların kültürel ve manevi değerleriyle de varlığını sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.