Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği İnfeksiyon Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, virüslerin COVID öncesine göre yapıca değiştiğini ve artık “yeni” bir grip türü ile karşı karşıya olduğumuzu söylüyor.
Hastalık, boğaz ağrısı, halsizlik, burun ve sağ kulakta tıkanıklık ile yoğun öksürükle başlıyor. Onca ilaç ve takviyeye rağmen birçok kişi uzun süre iyileşemiyor. Peki, bu grip vakaları neden uzun sürede geçmiyor?
Virüsler evrim geçirdi hastalıkların seyri ağırlaştı…
İklim değişikliği sebebiyle Kasım, Aralık ayları artık daha ılıman geçiyor. Dolayısıyla mevsimsel grip sezonu da yer değiştirdi, Ocak- Mart arasına kaydı.
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) İnfeksiyon Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, “Öyle ki Mart ayının ortasına kadar da pik yapmaya devam ediyor” diyor.
Peki, bilinmeyen adı konulmayan bir salgın mı var?

Prof. Dr. Kömürcüoğlu bu konuda şöyle diyor: “Hayır, yok… Şu an birçok insanı hasta edip, günlerce yatağa düşüren virüslerin hepsi tanıdık. ‘Peki, neden bu kadar ağır geçiyoruz o zaman?’ diyeceksiniz. Tek nedeni yok! COVID döneminde uzun izolasyon süreçleri yaşadık, maske dahil tüm hijyen kurallarını harfiyen uyguladık, iyi korunduk. Haliyle toplumun genel bağışıklığı düştü. Bir etken de grip aşılamalarının yavaşlaması. Oysa her yıl düzenli olarak yapılmalı. Ayrıca virüsler yapıca değişti ve bu evrim, hastalığın seyrini de ağırlaştırdı. Öte yandan şu an bir değil dört ve üzeri etkin virüs var.”
Uç uca ekleniyorlar!
Bu ara H1N1 virüsü, halk arasındaki adıyla “domuz gribinin” hayli yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Kömürcüoğlu, “Eskiler domuz gribine ‘paçavra gribi’ derlerdi. Dedikleri gibi. Bu, biraz daha uzun sürüyor ve süründürüyor. Yüksek ateş, başta boğaz ağrısı ve öksürük en belirgin semptomlar. İyileşmesi en az 10 günü buluyor. Ancak hastalar tam ‘iyileştim’ derken, dirençte zaten düşük olduğu için farkında olmadan bir başka virüse yakalanıyor. ‘Bir türlü iyileşemiyorum’, ‘Tam bitti bir daha başladı’ dediğiniz nokta burası. İnfeksiyonlar uç uca eklenebiliyor” uyarısında bulunuyor.
Influenza A’dan başka etkin olan virüsler neler?

Prof. Dr. Kömürcüoğlu diyor ki: “Çocuklar, özellikle 0-6 yaş arasında RSV (Respiratuar Sinsityal Virus) çok etkili ve yaygın. Onlardan da erişkinlere geçebiliyor. COVID var ama bildiğiniz COVID değil. Eskiye göre daha hafif seyrediyor. Yine burun tıkanıklığı-akıntısı, öksürük ve boğaz ağrısı gibi semptomlarla karakterize Rinovirüs var. Klinik olarak yine çok gördüğümüz geniz akıntısı ile seyreden bir diğer vakada alerjik sinüzit. Hastalardan geniz akıntısı, burun tıkanıklığı ile buna bağlı öksürüğün bir aya kadar uzadığı yönünde geri dönüşler var.”…
Ne yapmalı?
Uzmanlara, şu an geç gibi gözükse de, özellikle yaşlılar ile kanser, kalp, ve kronik diyabet gibi altta yatan hastalıkları olanlara acil grip aşısı yaptırmalarını öneriyor ki, böylelikle zatürreye dönmeden, ağırlaşmadan bu hastalığı atlatabilsinler. Ayrıca uzmanlar, hasta olanların, toplu taşıma kullananların, kalabalıklara girenlerin kesinlikle maske takmasını öneriyor. Yine hasta olmayanların da, kalabalıklarda maske takmasında fayda var… Uzmanlar, “Yayılmayı bir yerde kırmak şart. Bağışıklığımızı kuvvetli tutmamız lazım, C vitamini önemli. Bu dönem diyet yapmamaya özen gösterin ki bağışıklığınız düşmesin. Dengeli beslenin. Bol sıvı alımına özen gösterin.”…
Gribe karşı “mucize” bir formül var mı?
Peki, Ramazan ayının başladığı, oruç ile aç kalma süresinin uzadığı şu günlerde, bağışıklığı güçlü tutmanın bir formülü var mı?
Bu konuda ise İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya şöyle diyor:
“İyi bir bağışıklık sistemi için kan dolaşımının çok iyi olması gerekir. Bunu sağlayan ise Omega-3’tür. Balık, semizotu, keten tohumu ve ceviz gibi omega-3’ten yüksek besinler muhakkak sofranızda olmalı. Bağışıklık sisteminin dostlarından biri de Beta-Glukan’dır. En iyi Beta-Glukan ise yulafta var. Yulafı sahurda sütle karıştırabileceğiniz gibi çorbalara da ekleyebilirsiniz. Yulaf aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğu için bağırsak hareketlerinizi de düzenler ve kabızlığı önler.
Ispanak, pazı, maydanoz, roka, tere gibi yeşil yapraklı sebzeler ile kivi, portakal, mandalina ve greyfurt gibi meyveler C vitamini açısından zengindir. C vitamini ise bağışıklığın bir numaralı savunucusudur. Bir öneri; sebzeleri mümkün mertebe çiğ, meyveleri de posası ile tüketirseniz içlerindeki C vitamininin kaybolmasını da önlemiş olursunuz.
İçeriğindeki organosülfürlü maddeler nedeni ile bağışıklığı güçlendiren çiğ sarımsak ve soğanı da unutmayın. Yoğurt ve kefir için de tam bir ‘mucize’ diyebiliriz. İçindeki probiyotikler özellikle bağırsaktaki iyi bakteri sayısını arttırarak vücut direncini arttırır. Kırmızı et, yumurta, kuru baklagiller, pekmez gibi demir içeriği yüksek yiyecekleri de dengeli tüketmekte fayda var. Baharatlardan ise zencefil ve zerdeçalı her gün taze olarak, yemeyi ya da çayınıza karıştırmanızı öneririm.”…
(Kaynak: GazeteVatan)

