Rodop ilinde yaşayan toplumun gerçekleri ortadayken, “Spartakos Yurttaşlar Grubu” adlı belediye listesinin Gümülcine Devlet Hastanesi yönetimine gönderdiği mektup, hem içerdiği dil hem de hedef aldığı kesim bakımından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Söz konusu metin, Batı Trakya’da yaşayan Türk Azınlığına yönelik uzun süredir sürdürülen önyargılı ve dışlayıcı yaklaşımın yeni bir örneği olarak dikkat çekmektedir.
Öncelikle Rodop ilinin demografik yapısını hatırlamak gerekir. Bölgede yaşayan nüfusun en az yüzde 60’ını Türk Azınlık oluşturmaktadır. Bu gerçek, yalnızca toplumsal hayatın değil, kamu hizmetlerinin de doğal bir yansımasıdır. Hastanelerde, okullarda ve diğer kamu kurumlarında azınlığa mensup vatandaşların görev alması bu nedenle son derece doğaldır. Ancak Spartakos’un mektubunda kullanılan dil, bu temel gerçeği görmezden gelen ve azınlığı adeta bir “sorun” gibi gösteren bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Gümülcine Devlet Hastanesi örneği bu tartışmanın en çarpıcı noktalarından biridir. Zaten ciddi personel eksikliği yaşayan bir sağlık kurumunda çok sayıda Türk doktor, hemşire ve sağlık çalışanı görev yapmaktadır. Bu sağlık çalışanları, günün her saatinde tüm vatandaşlara ayrım gözetmeden hizmet vermektedir. Açık bir şekilde söylemek gerekir ki, azınlığa mensup sağlık çalışanlarının katkısı olmasaydı, mevcut personel eksikliği nedeniyle hastanenin sağlık hizmetlerini sürdürmesi çok daha zor hale gelirdi!
Buna rağmen Spartakos’un mektubunda başörtüsü, yemek menüsü veya dil kullanımı gibi konular üzerinden yapılan tartışmaların gerçek bir çözüm arayışından ziyade siyasi bir mesaj taşıdığı görülmektedir. Özellikle bir sağlık kurumunda çalışan insanların dinî kimlikleri veya kültürel özellikleri üzerinden hedef alınması, çağdaş bir demokratik toplumda kabul edilebilir bir yaklaşım değildir…
Bir hastanenin temel görevi hastalara en iyi sağlık hizmetini sunmaktır. Doktorun ya da hemşirenin hangi etnik kökene sahip olduğu, hangi dili konuştuğu veya hangi dinî inanca sahip olduğu değil; mesleğini ne kadar iyi yaptığı önemlidir. Rodop’ta yaşayan insanlar da hastaneye gittiklerinde öncelikle bunu beklemektedir.
Üstelik çok dilli iletişim, özellikle Batı Trakya gibi çok kültürlü bir bölgede bir sorun değil, aksine bir avantajdır. Türkçe bilmeyen bir hastaya Yunanca yardımcı olmak ne kadar önemliyse, Yunanca bilmeyen yaşlı bir Azınlık vatandaşına Türkçe yardımcı olmak da o kadar değerlidir. Sağlık hizmetlerinde iletişimin kolaylaşması, hasta güvenliği açısından bile kritik bir unsur olarak kabul edilmektedir.
Bu nedenle Spartakos’un mektubunda dile getirilen söylem, Rodop’un gerçek toplumsal yapısıyla bağdaşmamaktadır. Tam tersine bu tür açıklamalar, toplum içinde gereksiz gerilim yaratma riskini taşımaktadır! Batı Trakya’nın ihtiyacı olan şey ayrıştırıcı ve hedef gösterici söylemler değil; birlikte yaşama kültürünü güçlendiren, saygı ve anlayışı temel alan bir yaklaşımdır. Rodop’un hastanelerinde görev yapan Türk, Yunan veya farklı kökenlerden tüm sağlık çalışanları aynı amaç için çalışmaktadır: İnsan hayatını korumak… Bu gerçeği görmezden gelen ve Azınlığı hedef alan siyasi çıkışlar ise, ne sağlık sistemine ne de toplumsal barışa katkı sağlamaktadır…





