Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının en temel ve kronik sorunlarından biri olan MÜFTÜLÜK meselesi, ne yazık ki bugün de çözümden uzak bir noktada durmaktadır… Sorunun özü, değişmemiştir: AZINLIK, DİNÎ LİDERLERİNİ KENDİ İRADESİYLE SEÇMEK İSTEMEKTE; DEVLET İSE BU İRADEYİ TANIMAYAN BİR YAKLAŞIMI SÜRDÜRMEKTEDİR. Dimetoka’ya, Azınlığın açık rızası ve seçimi dışında bir müftü atanması, bu yaklaşımın son örneği olmuştur.
Devlet yetkilileri bu uygulamayı “hukuk”, “şeffaflık” ve “çağdaş kurumsal çerçeve” kavramlarıyla savunmaktadır. Oysa Müftülük gibi dinî ve toplumsal açıdan son derece hassas bir konuda asıl belirleyici olan, yalnızca yasal düzenlemeler değil, bu düzenlemelerin kimin iradesine dayanarak ve kimin adına hayata geçirildiğidir. Azınlığın görüşü alınmadan, temsilcileriyle gerçek ve samimi bir diyalog kurulmadan yapılan her adım, demokratik meşruiyet tartışmasını da beraberinde getirmektedir.
Dimetoka’da yaşananlar, teknik bir idari işlem olmanın ötesinde, Azınlığın kolektif iradesinin dikkate alınmadığı yönündeki algıyı güçlendirmiştir. Üstelik benzer uygulamaların Gümülcine ve İskeçe için de gündemde olduğuna dair açıklamalar, bu kaygının geçici değil, yapısal olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşımın, Azınlık ile devlet arasındaki güven ilişkisini güçlendirmesi değil, zayıflatması kaçınılmazdır.
Bu çerçevede kamuoyuna yansıyan bir diğer husus da, dikkat çekicidir! Basına yansıyan fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla, Azınlığın oylarıyla seçilmiş milletvekillerinden İlhan Ahmet’in de Dimetoka Müftüsü’nün yemin töreninde hazır bulunduğu görülmektedir. Elbette bu katılımın hangi saiklerle gerçekleştiğini dışarıdan kesin biçimde yorumlamak, doğru değildir. Ancak özellikle Müftülük gibi Azınlığın temel hassasiyetlerini ilgilendiren bir konuda, oluşan algının da en az niyet kadar önemli olduğu gerçeği göz ardı edilemez.
Azınlığın, Danışma Kurulu başta olmak üzere kurumsal yapılarının bu atamaya açık itirazlarını dile getirdiği bir dönemde, böyle bir törende yer alınması, Azınlık kamuoyunda doğal olarak soru işaretlerine yol açmıştır… Bu durum, kişisel bir eleştiriden ziyade, temsil sorumluluğuna dair yapıcı bir hatırlatma olarak görülmelidir. Zira bir milletvekili, attığı her adımda yalnızca kendi duruşunu değil, temsil ettiği toplumsal iradeyi de yansıtmaktadır.
Müftülük meselesi, sembolik katılımlarla ya da denge arayışlarıyla geçiştirilebilecek bir konu değildir. Bu mesele, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının dinî özgürlüğü, kurumsal temsili ve kendi kendini yönetme iradesi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle, atılan her adımda ve verilen her görüntüde, bu hassasiyetlerin azami ölçüde gözetilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bugün Dimetoka’da yaşananlar, yalnızca bir müftü ataması değildir. Bu gelişme, Azınlığın iradesine ne ölçüde saygı gösterildiğinin bir göstergesi olarak kayda geçmektedir. Gerçek çözüm, dayatmalarda değil; Azınlığın seçme hakkının tanınmasında, iradesine saygı gösterilmesinde ve samimi bir diyalog zemininde aranmalıdır.
Aksi hâlde “tarihi gün” söylemleriyle sunulan her adım, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı açısından yeni bir hayal kırıklığı olarak hafızalarda yer etmeye devam edecektir…

