Konuyu, daha önce de birkaç kez yazdım! Ancak, yıldönümleri öncesi veya sonrasında ısrarla dile getirdiğim bu konuyla ilgili gerekli adım halen atılmadığı için, yine yazıyorum… Elbet bundan sonra da, gereği yapılana kadar yazmaya, devam edeceğim…
Sanmam ki, bu dünyada hiç yanlışı – hatası olmayan bir DEVLET bulunsun! Her DEVLET, geçmişte mutlaka büyük veya küçük bazı yanlışlar – hatalar yapmıştır. Yaşam sürdüğü sürece, muhtemelen gelecekte de, bazı hatalar yapmaya devam edecektir…
Şimdi, zaman hiçbir şekilde geri döndürülemeyeceğine göre, Devletler için önemli olan nokta, hata yapmış olmaktan daha çok, yapılan hatayı kabullenmek ve gerektiğinde özür dileyebilmektir. Her ne kadar bu özür, yaşananları tamamen silemese, unutturamasa bile, en azından, çekilen acıları hafifleterek, bozulan ilişkileri onarmaya, yardımcı olur…
Ama, gerekli demokratik olgunluğa sahip olmayan DEVLETLER için bunu yapabilmek, öyle bizim sözle söylediğimiz kadar, kolay değil elbette! Her şeyden önce Devletin, daha doğrusu DEVLETİ YÖNETENLERİN, kendilerine güvenmesi ve geçmişin esiri olmaktan, kurtulmuş olması gerekir…
İşte bu söylediklerimize, ülkemiz Yunanistan ile Batı Trakya Türk Azınlığı’nın ilişkileri açısından baktığımızda, Yunanistan’ın, geçmişte Azınlığımıza karşı yapmış olduğu hatalarla yüzleşmekten, bugüne kadar hep, ısrarla kaçtığını görüyoruz. Bunun en güzel örneği de, 29 Ocak 2024 Pazartesi günü 36’ncı ve 34’üncü yıldönümünü andığımız 29 Ocak 1988 ile 29 Ocak 1990’da yaşananlardır…
Bilindiği gibi, birbiriyle bağlantılı bu iki olayda, kadın – erkek onlarca Batı Trakya Müslüman Türkü, gerek emniyet güçlerince, gerekse sivil halk tarafından tartaklanmış veya dövülmüştür. Öte yandan, Türklere ait işyerlerinde de o günün parasal değeriyle yedi yüz ilâ bir milyon dolar tutarında, bir hasar meydana gelmiştir…
29 Ocak 1990 kırıp – dökme olaylarının üzerinden 34 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün DEVLET hâlâ, o gün AZINLIĞA karşı yapılanların hata olduğunu kabul edip, kuru bir özür dilemediği gibi, Türk esnafın uğradığı maddi kayıpları da, karşılamamıştır… Hadi diyelim ki, o veya bu nedenle devletten vazgeçtik; ama ülkemizdeki hiçbir Yunanlı aydın da, bu konunun üzerine gerektiği gibi gidip, sorumluları eleştirme veya hesap sorma yürekliliğini, hâlen gösterebilmiş değildir…
Oysa devlet: “Zararın neresinden dönülürse, kârdır!” mantığından hareketle, gecikmiş olan ÖZRÜ bari bu yıl 29 Ocak’ların yıldönümünde dileyebilmiş olsaydı, DEVLETLE – AZINLIK arasındaki ilişkilerde temiz ve yepyeni bir sayfa açılabilirdi. Böylece, yıllardır DEVLET ile AZINLIK arasındaki en büyük eksiklik olan GÜVEN unsuru da, sağlanmış olurdu… Ancak böyle bir şey, önceki yıllarda olmadığı gibi, bu yıl da yine, olmadı…
Peki, Azınlığın Devletten beklediği bu ÖZÜR, bir gün gelir mi?
Vallahi mevcut duruma göre bir değerlendirme yaparsam, kıyamete kadar gelmez! Ama öte yandan, hep söylendiği gibi çıkmadık candan da, UMUT kesilmez elbet…
Sezer RIZA
Cumhuriyet – 892 / 02.02.2024




